23 Nisan 2026 Perşembe

 

Yankısız Zihinler – Zaman'a Konuşan İnsanlar
-Toplumun Zihinsel Akustiği

Bir insanın kendi sesini duyamaması, bilincin kendi varlığını doğrulayacak bir dış geri bildirimden yani ötekiden mahrum kalması çok acı.

Düşüncelerinin dolaşıma girmemesi, bir akis bulamaması, uzun süre epistemik izolasyonda kalması zihnin iç yankısını büyütür. Kişi kendisiyle konuşmaya başlar. Bu durum da dış gerçeklikle arada bir akustik kopukluk yaratır. 

Bu tür bir yankısızlık hali tarih boyunca birçok düşünürün ve sanatçının kaderi olmuştur. Fakat toplum çoğu zaman bu durumu yanlış okumayı tercih eder ve meseleyi hatalı bir nedensellik ilişkisiyle açıklar. Filozofların çok düşündükleri için delirdikleri iddiası da bu okumanın tipik örneklerinden biridir. Hatta bizim toplumumuzda, çok düşünmenin zararlı olduğu yargısı çoğu zaman bu örnek üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılır.

Oysa doğru okuma yaparsak şöyle bir nedensellik bağı oluşturabiliriz. Bazı filozoflar hatta sanatçılar, bilim insanları, düşüncenin hakkını verenler; düşündükçe yalnızlaştılar, yalnızlaştıkça yankısızlaştı söylemleri ve bu yankısızlık onları kırılganlaştırdı.   

Düşünceleri, çağdaşı olan toplum tarafından anlaşılamadı. Yüksek çözünürlüklü bilinç yarattılar ve bu bilinç yaşadıkları dönemin düşük çözünürlüğünde bir yankı bulamadı. Dolayısıyla ortaya bir rezonans kaybı çıktı.

Bu bir kemanın doğru akort edilmemiş bir odada çalınması gibi bir durumdur. Kemandan ses çıkıyordur lakin oda akustik olarak onu taşıyacak bir yeterliliğe sahip değildir. 

Her kapalı mekânın bir akustik karakteri vardır. Bir enstrüman ses üretir, oda ise o sesi yansıtır, güçlendirir veya boğar. Bazı odalarda keman çalındığında ışık gibi parlar, bazı odalarda ise mat ve boğuk duyulur. Sorun kemanda değildir; ortam o sesi doğru taşıyamıyordur. Profesyonel konser salonlarında duvar açıları, ahşap paneller, rezonans yüzeyleri, ses emici gibi materyallerle oda akustiği ayarlanır. Bu enstrüman akordu gibi bir şey değildir, rezonans optimizasyonudur.

İyi bir kemanı derin düşünce, oda akustiğini toplum, rezonansı ise anlaşılma olarak ele alırsak mesele daha netleşir. Eğer ortam rezonans üretemiyorsa ses vardır duyulmaz ya da kötü çıktığı kabul edilir. 

Ne zaman ki toplumun zihinsel akustiği değişir, o akis bulamayan insanların düşünceleri rezonans üretmeye başlar. Yani keman aynı kemandır ama oda değişmiştir artık.

Bazı insanlar Zaman’a konuşurlar; bulundukları çağa değil. Yüksek çözünürlüklü bilinçleri, maalesef yaşadıkları dönemin düşük çözünürlüklü zihinsel ortamında bir yankı bulamaz. Çağın epistemik akustiği henüz o frekansı taşıyacak olgunluğa erişmemiştir. Bu yüzden sesleri genellikle ya yanlış anlaşılır ya da hiç duyulmaz. Lakin zaman geçtikçe toplumun zihinsel akustiği değişir. 

O zaman anlaşılır ki sorun kemanda değilmiş; oda henüz o sesi taşımayı öğrenmemiştir.

 Ömer TAMDOĞAN

 

Hiç yorum yok:

Hata: Yaşamda Kalmanın Zorunlu Bedeli “Yaşam, mutlak doğruluk üzerine değil; yönetilebilir hata kapasitesi üzerine kuruludur.” İnsan çoğu za...